Sol Ayağım (1989)Christy Brown
Chrısty yirmi üç kardeşli ailenin bir çocuğudur. Chrısty dört
aylıktan sonra farklı gelişmeler göstermiştir.Boynu hep arkaya
düşüyor,bilekleri geriye kayıyordu.Bu sorunları ailesi kendileri çözmeye
çalıştılar. Ama başarılı olamadılar. Chrısty bir yaşına geldiğinde
doktora gittiler.Doktorlar çocuğun beyinsel özürlü olduğunu
söylediler.Ailesi çocuklarının özürlü olduğunu kabul etmek
istemiyordu.Beş yaşına kadar Chrısty hep böyle yaşadı.
Tepki veremiyor,konuşamıyor,yürüyemiyordu.Derken Chrısty bir akşam
herkes evde otururken ders yapan kardeşi Mona’nın elinden sol ayağıyla
kalemi aldı ve karalama yapmaya başladı.Ailesi ve kendisi de bu harekete
şaşırmıştı.Annesi Chrısty’le ilgileniyor ve ona alfabe öğretiyordu.Bir
gün eve grip olan kardeşi Mona’yı tedaviye mahalle doktoru gelmişti .
Chrısty’ni yazı yazarken görmüş ve oldukça şaşırmıştı.Sol ayağı
Chrısty’nin herşeyiydi.Her ihtiyacını onunla karşılıyordu. Chrısty’nin
bir arabası vardı.Bununla kardeşleriyle beraber dışarı çıkabiliyordu.Bir
gün arabası kırıldı ve Chrısty sürekli evde oturmaya başlamıştı.Chrısty
artık sürekli düşünüyor ve kendi halinden nefret ediyordu; dış
görüntüsünden ve insanların ona bakışlarından. Chrısty oniki yaşına
geldiğinde annesi birdaha doğum yaptı ve onun için hastanedeydi.
Chrısty’e bakmak için eve bir kız geliyordu .Chrısty kıza aşık oldu.Kız
Chrısty’ni sakinleştiriyor ve çevresiyle ilişkisini
kolaylaştırıyordu.Ayrıca resim yapma hobisini kazandırmıştı.Fakat
Chrısty onbeşine geldiğinde caddelerindeki Jenny’e aşık oldu.Fakat
Jenny,Chrısty’le ilgilenmiyordu . Chrısty bunun görüntüsünden dolayı
olduğunu biliyordu.
Chrısty her geçen gün daha da içine kapandı.Kardeşleri evleniyor ve
çocukları oluyordu.O ailesinden uzaklaştığını hissediyordu.On yedi
yaşındaydı ve artık sürekli resim yapmaktan sıkılmıştı.O yüzden küçük
hikayeler yazıyordu.Bir gün ailesi Chrısty’ni zar zor bulduğu parayla
seyahate gönderdi.Bu seyahatte Chrısty gibi özürlü çocuklar
vardı.Chrısty burada kendisi gibi insanlarla vakit geçirdi.Kiliselere
gidip iyileşmesi için dualar etti.Chrısty burada kendisine güven duymaya
başladı.Bir haftalık seyahatten sonra eve geldiğinde yine eski
Chrıstyndi.Yine kendi halini düşünüyordu.Yine böyle bir gündü eve bir
adam geldi.Bu küçükken Chrısty’ni görüp sol ayağını kullanmasından çok
etkilenen doktordu.Chrısty’ne yardım edebileceğini fakat tedaviye cevap
verebileceğini anlamak için onu Londraya göndermek istemişti.http://www.kitap.kalemguzeli.net/
Chrısty ve ailesi bu beklenmedik olay karşısında oldukça sevinmiş ve
Chrısty düzelebileceğini öğrenince kendisine özgüveni gelmişti.Ama önce
Londraya gidildi . Chrısty’nin tedaviye yanıt verebileceği
anlaşıldı.Chrısty geri döndü ve fizik tedavisine başladı.Artık hergün
kliniğe tedaviye gidiyordu.Chrısty’nin homurdanmaları bir süre sonra
konuşmaya çevrildi .Artık konuşabiliyordu.Chrısty kendi hayat hikayesini
yazmaya başlamıştı.Kitabı yazarken doktorundan yardım alıyordu.Çünkü o
da oyunlar yazıyordu.Doktoru Chrısty’nin daha iyi bir şekilde
yazabilmesi için bir hoca tutmuştu.Chrısty kitabının yarısını
bitirmişti.Doktoru beyinsel özürlüler semineri olacağını ve Chrısty’nin
kitabını burada okumasını istedi. Chrısty’de kabul etti.Chrısty
seminerde yazdıklarını okudu.O gecede ailesi,doktorları ve izleyen
seyirciler Chrısty’le gurur duydular.
“Her akşam olduğu gibi, okul kapandıktan
sonra öğrencilerimle birlikte eve gitmek üzere trene bindik. Bir lokomotif ve
bir vagondan meydana gelen trenimiz İsviçre’deki Sembrancher kasabasının küçük
istasyonundan kalktıktan kısa bir süre sonra, yaklaşık 10 km. süratle giderken
aniden durdu. Lokomotif sürücüsü bize gelerek, şaşkın bir şekilde -Ben bir çocuğu
ezdim, içinizden biri inip bakabilir mi? Ben yapamayacağım- dedi. Vagonda
öğrencilerimden başka birkaç yaşlı insan vardı. Hiç düşünmeden hemen dışarı
çıktım. Önce etrafta çocuk filan göremedim. Trenin arkasına yaklaştığımda,
aksının arasında bir küçük çocuğun yattığını gördüm. Ağlamıyordu. Yaralı bir
insana dokunmamak gerektiğini bilmeme rağmen onu hemen kucağıma aldım. Ayağında
uzun bir pantolon vardı ve etrafta hiç kan izi yoktu. Bu çocuğu tanıyordum,
istasyon şefimizin oğlu Gerald idi. Hemen yukarıya babasının odasına gittim,
oradaki bir kanepe gözüme ilişti. Ne olduğunu bilmiyorum ama onu kanepeye
uzatmadım ve oturttum. Oturttuğum anda da iki bacağı kasıklarından koparak yere
düştü...”
Yukarıda okuduklarınız Gerald Metroz isimli, bugün 40 yaşında olan İsviçrelinin yazdığı “Kendimi Engelletmem” kitabının girişi ve yukarıda bahsedilen bacakları kopan çocuk da kendisi. Gerald, kitabında bu olaydan itibaren başından geçenleri akıcı bir dille anlatıyor.
Yıl 1962
O senelerde İsviçre’de protez yapmak mümkün değil. Bunun üzerine ailesi Gerard’ı Almanya’ya Münster’de özel bir kliniğe götürüyor: “Aslında Münster’deki hastaneden çok korkuyordum ve oraya hiç gitmek istemiyordum. Annem ve babam çok fazla kalmayacağımızı söyleyerek beni ıkna etmeye çalışıyorlardı. Kliniğe vardığımızda, doktorla yapılan görüşmeden sonra ben yorgunluğun da etkisiyle uyuyakalmışım. Bu arada doktorlar anne ve babama, “Hadi siz gidin” demişler. Gözlerimi açtığımda onlar yanımda yoktu. Beni kandırmışlardı, bana yalan söylemişlerdi. İnanınız ki, anne ve babamın, dört yaşında olsam dahi, bana söyledikleri bu yalanın acısını hala içimde hissediyorum ve beni bacaklarımın olmayışından daha fazla acıtıyor. Bir anda yabancı bir ortamda, hiç bilmediğim bir dil olan Almanca ile karşı karşıya kalmıştım. Annem o günden tam dört ay sonra beni ilk ziyaretine gelebildi.”
Altı yaşında iken
“Altı yaşında iken, ilk tekerlekli sandalyem ile okula gitmeye başladım. O zaman tekerlekli sandalyeler çok ağır ve hareket yeteneği olmayan şeylerdi. Eminim sandalyem en az 25 kilo idi. Böyle bir modele bugün hiçbir yerde rastlamak mümkün değil. Anne ve babam bana devamlı olarak, -Senin bacakların yok ama akıllı bir kafan var. İradeni de kullanarak bu kafanla hayatını çok güzel yönlendireceksin- derlerdi. Bir yandan okula devam ederken, bir yandan da sporla ilgileniyordum. Her türlü topla yapılan sporlar ve buz hokeyi benim fazlasıyla ilgimi çekiyordu.”
Buz hokeyi
“Sonunda kendimi kanıtladım ve semtimizin buz hokeyi takımında kaleci olarak oynamaya başladım. 14 yaşında iken biraz da çevremin desteği ile buz hokeyinde epey ilerlemiş ve kaleci olarak bazı maçlarda yer almaya başlamıştım. Bunların bir tanesinde bacaklarım açık olarak (protezlerimle) kalede dururken, yaptığım bir ters hareket sonucu bacaklarımın bir tanesi yerinden çıkarak kalenin arkasına doğru uçtu. Takım kaptanımızın –Hakem bey maçı durdurun, kalecimiz bacağının bir tanesini kaybetti- diye bağırmasını hala unutamıyorum.”
Latince ve İngilizce
Cenevre Üniversitesi’nin Latince ve İngilizce bölümünü bitiren Gerald, önce bir gazetede buz hokeyi konusunda yazmaya başlıyor. 1987 senesinde, iki yıllığına kaldığı Kanada’ya gidip, orada buz hokeyi ile ilgili incelemeler ve gazetecilik yapıyor. Bu arada, tekerlekli sandalye tenisine başlamasıyla hayatına yeni bir yön geliyor ve 1993 senesinde dünya sıralamasında 22. sıraya kadar çıkıyor. 1996 yılında ise Atlanta Olimpiyatları’na İsviçre Milli Takımı ile tekerlekli sandalye basketbol sınıfında katılıyor. Ayrıca, aynı olimpiyatlarda tekerlekli sandalye tenisinde de yarışmalarda mücadele ediyor.
Atlanta Olimpiyatları dönüşü GMSC Spor Ajanlığı şirketini kuruyor. Bugün, çok başarılı bir buz hokey oyuncu ajansına sahip.
Son söz
Gerald, “Uzun yıllar kendi kendime bacaklarıma hep ne olduğunu sordum. Başlangıçta ne pahasına olursa olsun bu sorunun cevabını bilmek istedim. İçimden gizli bir umut bir gün bacaklarımın geri döneceğini söylüyordu. Onları gözlerimle bir kez olsun görüp ondan sonra da bir daha kullanamayacağımı anlamak istiyordum" diyor.
Yukarıda okuduklarınız Gerald Metroz isimli, bugün 40 yaşında olan İsviçrelinin yazdığı “Kendimi Engelletmem” kitabının girişi ve yukarıda bahsedilen bacakları kopan çocuk da kendisi. Gerald, kitabında bu olaydan itibaren başından geçenleri akıcı bir dille anlatıyor.
Yıl 1962
O senelerde İsviçre’de protez yapmak mümkün değil. Bunun üzerine ailesi Gerard’ı Almanya’ya Münster’de özel bir kliniğe götürüyor: “Aslında Münster’deki hastaneden çok korkuyordum ve oraya hiç gitmek istemiyordum. Annem ve babam çok fazla kalmayacağımızı söyleyerek beni ıkna etmeye çalışıyorlardı. Kliniğe vardığımızda, doktorla yapılan görüşmeden sonra ben yorgunluğun da etkisiyle uyuyakalmışım. Bu arada doktorlar anne ve babama, “Hadi siz gidin” demişler. Gözlerimi açtığımda onlar yanımda yoktu. Beni kandırmışlardı, bana yalan söylemişlerdi. İnanınız ki, anne ve babamın, dört yaşında olsam dahi, bana söyledikleri bu yalanın acısını hala içimde hissediyorum ve beni bacaklarımın olmayışından daha fazla acıtıyor. Bir anda yabancı bir ortamda, hiç bilmediğim bir dil olan Almanca ile karşı karşıya kalmıştım. Annem o günden tam dört ay sonra beni ilk ziyaretine gelebildi.”
Altı yaşında iken
“Altı yaşında iken, ilk tekerlekli sandalyem ile okula gitmeye başladım. O zaman tekerlekli sandalyeler çok ağır ve hareket yeteneği olmayan şeylerdi. Eminim sandalyem en az 25 kilo idi. Böyle bir modele bugün hiçbir yerde rastlamak mümkün değil. Anne ve babam bana devamlı olarak, -Senin bacakların yok ama akıllı bir kafan var. İradeni de kullanarak bu kafanla hayatını çok güzel yönlendireceksin- derlerdi. Bir yandan okula devam ederken, bir yandan da sporla ilgileniyordum. Her türlü topla yapılan sporlar ve buz hokeyi benim fazlasıyla ilgimi çekiyordu.”
Buz hokeyi
“Sonunda kendimi kanıtladım ve semtimizin buz hokeyi takımında kaleci olarak oynamaya başladım. 14 yaşında iken biraz da çevremin desteği ile buz hokeyinde epey ilerlemiş ve kaleci olarak bazı maçlarda yer almaya başlamıştım. Bunların bir tanesinde bacaklarım açık olarak (protezlerimle) kalede dururken, yaptığım bir ters hareket sonucu bacaklarımın bir tanesi yerinden çıkarak kalenin arkasına doğru uçtu. Takım kaptanımızın –Hakem bey maçı durdurun, kalecimiz bacağının bir tanesini kaybetti- diye bağırmasını hala unutamıyorum.”
Latince ve İngilizce
Cenevre Üniversitesi’nin Latince ve İngilizce bölümünü bitiren Gerald, önce bir gazetede buz hokeyi konusunda yazmaya başlıyor. 1987 senesinde, iki yıllığına kaldığı Kanada’ya gidip, orada buz hokeyi ile ilgili incelemeler ve gazetecilik yapıyor. Bu arada, tekerlekli sandalye tenisine başlamasıyla hayatına yeni bir yön geliyor ve 1993 senesinde dünya sıralamasında 22. sıraya kadar çıkıyor. 1996 yılında ise Atlanta Olimpiyatları’na İsviçre Milli Takımı ile tekerlekli sandalye basketbol sınıfında katılıyor. Ayrıca, aynı olimpiyatlarda tekerlekli sandalye tenisinde de yarışmalarda mücadele ediyor.
Atlanta Olimpiyatları dönüşü GMSC Spor Ajanlığı şirketini kuruyor. Bugün, çok başarılı bir buz hokey oyuncu ajansına sahip.
Son söz
Gerald, “Uzun yıllar kendi kendime bacaklarıma hep ne olduğunu sordum. Başlangıçta ne pahasına olursa olsun bu sorunun cevabını bilmek istedim. İçimden gizli bir umut bir gün bacaklarımın geri döneceğini söylüyordu. Onları gözlerimle bir kez olsun görüp ondan sonra da bir daha kullanamayacağımı anlamak istiyordum" diyor.



Sol Ayağım'ı okudum hem şukrettim hemde kendimin nekadar acınacak halde bir engelsiz olduğumu bu halimle ne kadar az şey başarabildiğimi gördüm.
YanıtlaSil